بغداد 18°C
دمشق 10°C
Pazartesi 8 Mart 2021
Süleymani sonrası dönemde Suriye’de İran-Rusya Çatışması - الحل نت
Rania_Mustafa

Süleymani sonrası dönemde Suriye’de İran-Rusya Çatışması


İranlı yetkililer, bir yıl önce İranlı Devrim Muhafızları’ndaki Kudüs Gücü komutanının öldürülmesi üzerine intikam çağrısında bulundu. Tehdit içeren söylemlerin artması, Süleymani’nin halefi İsmail Kaani’nin Amerika Birleşik Devletleri’nde intikam hareketi olasılığı hakkında konuşmasına neden oldu.

İran, Suriye, Lübnan, Irak ve Gazze’de büyük çapta destek gören bu tehditler, nükleer anlaşmaya geri dönme şartları konusunda ABD’nin yeni başkanı Joe Biden ile yapılacak olası müzakerelerden önce Washington’a mesaj vererek eldeki kozları güçlendirmeyi amaçlıyordu. Aynı zamanda bu mesajlar, çok sayıda Arap ülkesinde konuşlanmış olan İran milislerinin öngörülemeyen tepkilerine karşı dikkatli ve sakin kalma uyarısında bulunuyordu.

Tahran’ın Washington’a göndermek istediği mesajlar bir yanıyla bahsi geçen Arap ülkelerindeki bazı milislerin varlığını müzakere edebilme olasılığı ile de ilgilidir. Örneğin İran destekli Afgan Şii milislerden oluşan Fatimiyyun’un 5000 savaşçısı Suriye’den çekilerek ülkelerine geri döndü. Diğer yanıyla da bu mesajlar, İran Devrim Muhafızları’nın bahsettiği Suriye, Lübnan, Irak ve Gazze’de balistik füzelerin müzakere dışında tutulmasıyla ilgilidir. Bu da İran’ın bu ülkelerdeki nüfuzundan vazgeçmeyeceği ve bu kararın kendisine ait olduğu anlamına geliyor.

Bir yıl önce gerçekleşen Süleymani suikastı, Amerika’dan İran’a yapılan güçlü bir darbe oldu. Zira Süleymani saha komutanı olarak, özellikle Tahran’ın Ortadoğu’daki yayılmacı politikaları konusundan İran’ın beyniydi. Suriye devriminin başlamasından bir yıl sonra, Suriye rejiminin muhaliflerini yenememesinden fırsat bulan Süleymani, rejimi askeri çözüme devam etmesi ve İran’ın Suriye’yi sonuna kadar destekleyeceği konusunda ikna eden kişiydi. Ayrıca Süleymani, Moskova’da Putin’i rejimi askeri olarak korumaya ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunmaya çağıran kişiydi.

Süleymani Suriye’de, Suriyeli Milli Savunma Milisleri gibi yerli yan gruplar kurma stratejisini izledi. Fatimiyyun, Zeynebiyyun, İmam Ali Tugayı, Nüceba Hareketi, İran Devrim Muhafızları, Lübnan Hizbullahı, Irak Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve diğer gruplardan Şii paralı askerler getirdi. Bu askerleri Suriye’de, örneğin Şam’ın güneyinde yer alan Seyyide Zeynep ve İmam Hüseyin’in kızı Seyyide Rukiye Türbesi gibi başkentin kalbinde yer alan önemli bölgelere dağıttı. Şam Havalimanı yakınında yer alan, İran askeri liderlerinin insani ve mali desteğe erişimini kolaylaştırmak için yapılmış olan “Cam Ev” gibi, İsrail’in hava saldırılarıyla sürekli bombalanan Şam Uluslararası Havalimanı da bu önemli yerlerden biridir.

Süleymani, İran Devrim Muhafızlarına bağlı yerel ve bölgesel milis gruplarını yönettiği gibi, özellikle Safira bölgesinde bulunan stratejik konuma sahip güney Halep savunma tesislerinin yer aldığı Maamil el-Difaa bölgesi gibi Halep’i çevreleyen yerlerde, Türkiye destekli isyancı gruplara yönelik operasyonu da yöneten kilit kişiydi. Nubul ve Zehra gibi diğer bölgelerde, mezheplere bağlı milisleri örgütleyip yönetti. Bölgenin Bakır Tugayı gibi yerel aşiret milislerine aktarılması olan doğu Halep’teki stratejisinden de anlaşıldığı gibi, Süleymani bölgenin dinamiklerini çok iyi anlıyordu. 2017 yılı sonunda, İran Deyrizor’da Meyadin ile Ebu Kemal arasındaki bölgenin kontrolünü ele geçirdi ve burayı kalesi haline getirdi. Ayrıca, İŞİD’in yenilgisinden sonra, İran’a ve İran’dan Lübnan’a Irak ve Suriye üzerinden kara yolu bağlantısı sağlayan Suriye çölünün önemli bir kısmını kontrolü altına aldı.

Sonuç olarak İran’ın Süleymani’yi kaybetmesi İran’ın yayılma projesi açısından telafi edilemez bir zorluk yarattı. Çünkü, Süleymani’nin halefi olan İsmail Kaani’nin, İran’ın ekonomik krizi büyüdükçe azalan maddi destek nedeniyle isyan etmeye başlayan milis gruplar arasında nüfuzu bulunmuyor.

Bu gerçekler, İran’ın “İranlı halı dokumacısının sabrı” politikası ile uzun yıllardır inşa ettiği ve bunun için yüksek meblağlar harcadığı başarılarından vazgeçmeyeceği için, İran projesinin bölgede yenilgiye uğradığı anlamına gelmiyor.

Tahran, Süleymani’yi kaybetmesi nedeniyle ortaya çıkan dengesizliği gidermek, elde ettiği başarılarını korumak, ittifaklarını güçlendirmek ve İran Nükleer anlaşmasına geri dönüş için Washington ile müzakere sürecinde koz elde etmek için geçtiğimiz yıl benimsediği birçok konuda bahis oynuyor.

Tahran için en önemli şey Rusya ile olan ittifakıdır. Çünkü iki tarafın Suriye’deki ilişkisi, askeri savaşlar sırasında İran’ın Rus hava desteğiyle insan unsurunu sağlamasına dayanan birleştirici ve taktiksel bir ilişkiden, Rusya’nın dünyanın süper gücü olarak yükselme arzusu ile stratejik bir ilişkiye dönüştü.

İran ve Rusya, Fırat’ın doğusundaki Amerikan varlığına ilişkin tutumları da dahil olmak üzere Suriye’deki farklı konularda anlaşmaya vardılar.  İki ülke de Kuzey Suriye üzerinde olası Türk kontrolünü reddetti. Rusya, Türkiye askeri operasyonlarıyla oluşan baskı ve sindirme politikasını kontrol aracı olarak kullanıp Kürt bileşenlerini ve Fırat’ın doğusundaki Arap kabilelerini kendine çekme konusunda başarısız olmasına rağmen İran, aşiretler için yüksek konsey kurmayı ve Halep’te faaliyet gösteren Bakır Tugayları ile Deyrizor’da aşiret birliklerini toplamayı başardı. İran, Süleymani’nin anma törenine katılmak için Tahran’a giderek İran Devrim Muhafızları subaylarıyla görüşen ve Fırat’ın doğusunu “kurtarmak” için yedek bir ordu kurmaya hazır olduklarını ilan eden Suriyelilerin çıkarları arasında ortaklık tespit etti. Bunu, Doğu Suriye’yi kontrol altına alma fırsatı doğarsa Rusya’nın yararlanabileceği güçlü bir koz olarak değerlendirdi.

İran, Rusya ile ilişkisinde küçük bir değişiklik yaparak Astana ile kurdukları üçlü ittifaka, Rusya’nın uluslararası ve özellikle Arap siyasi sürecine katılımına yönelik arzusundan duyduğu endişe nedeniyle siyasi ve yeniden yapılanma sürecine Çin ve Avrupa Birliği’ni de dahil etmeye çalışıyor. Aynı zamanda, Suriye’de siyasi çözüm yoluyla cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması ve Anayasa Komisyonu çalışmalarının sürdürülmesi konusunda kendi konumunu güçlendirme amacını taşıyor.

İran ve Rusya’nın Beşar Esad rejiminin devamı konusunda anlaşmasına rağmen, Tahran, kendi rolünün Suriye krizinin devam etmesi halinde arttığını tespit ederek rejimi, Rusya ve Türkiye’nin Anayasa Komitesi konusunda talep ettiği tavizleri vermemeye zorluyor. Ayrıca Beşar Esad’ın görev süresini uzatmak için cumhurbaşkanlığı seçimlerini ertelemeye çalışıyor.

İran, ekonomik krizler nedeniyle kötü yaşam koşullarının yaratacağı olası toplumsal patlamalar nedeniyle ülkesinde zorluklarla karşılaşabilir. Bu nedenle bölgede istikrar sağlamak  ve Suriye krizinin gelecekteki çözüm anahtarı olacağına dair bir garanti veremiyor. Ancak İran için, özellikle Rusya’nın, İsrail’in Suriye’de İran’a karşı tekrarladığı saldırılarını görmezden gelmesinden ötürü, İran’ın çıkarlarına zarar verecek olan Rus, ABD ve İsrail anlaşması Suriye krizine çözüm olmayacaktır.

Tahran, Washington ile yeni bir nükleer anlaşmaya hazırlanıyor ve bu anlaşmanın gerçekleşmesi için taviz vermesi gerekecek. Ancak güçlü bir müzakere kozu elde edebilmek için, uranyumu yüzde 20 oranında kuvvetlendirip nükleer bomba üretmeye yaklaştığı sırada, balistik füzelerden vazgeçmek istemiyor.

İran Projesi, bölgedeki krizlerle hayatta kalıyor ve ona karşı çıkan ülkeler İran’ı durdurmak için bütünsel bir vizyona sahip değiller. Özellikle Suriye’de, İran etkisinin devam etmesi Suriye çıkmazının devam etmesiyle epey bağlantılı çünkü İran’ın yapabildiği demografik değişiklik sınırlı. Örneğin Fua halkı ve Şam Şiilerinin bir kısmı gibi Suriyeli Arap Şiiler tarafından bile reddedilmektedir. Ayrıca, maruz kaldığı ekonomik ambargo dolayısıyla milislere finansman sağlama kapasitesiyle de bağlantılı olan bu projeyi destekleyecek yeterli sosyal ve mezhepsel ortam bulunmuyor.

Yakın zamanda İran, muhalifleri ile Rusya’nın arabuluculuğunu kabul etti ve Rusya’nın Suriye’ye hâkim olma arzusuyla çeliştiği için Suriye rejimi ile yatırım sözleşmelerini feshetti. İran’ın Suriye’deki gücünün bir kısmını kaybetmesi mümkün ancak İran en çok Lübnan’da Hizbullah’ı kaybetmekten korkuyor. Bu, İran’ın son zamanlarda Hizbullah ile çatışan Lübnanlı siyasi gruplar arasında arabuluculuk yapmaya çalışmasından anlaşılıyor. Bu amaçla, Hizbullah’ı İsrail ile güney sınırını belirleme konusunda destekliyor.


Yorumlar