Bağdat 33°C
Şam 21°C
Cuma 14 Mayıs 2021
Türkiye – İran gerginliği ve uçurumun kenarında oynamak - الحل نت

Türkiye – İran gerginliği ve uçurumun kenarında oynamak


Geçtiğimiz çarşamba akşamı, Irak’ın kuzeyinde Başika bölgesinde yer alan askeri Türk üssü ve yakınlarında Nineva ovasının sınırında olan Türk Kuvvetlerinin kampları füze saldırısı yoluyla hedefe alındı, bu saldırının sonucunda bir Türk askeri yaşamını yitirdi. Biliniyor ki Nineva Ovası İran’dan desteklenen ve bu saldırısı ile suçlanan Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) tarafından kontrol edilmektedir.

Bundan iki ay önce Bağdat’taki iki ülkenin büyük elçilerinin arasında söz kavgasından dolayı diplomatik bir kriz başlamıştı. Bu kavgada Irak egemenliğinin ihlali konusunda karşılıklı suçlamalar vardı. Bu suçlamaların kaynağı ise Türkiye’nin PKK tehlikesinden ulusal güvenliğini korumak amacıyla Irak’taki nüfuz alanını genişletmesidir. Diğer taraftan Türkiye, Irak’ı kendi kontrolü altına alan İran yanlısı Haşdi Şabi’yi PKK savaşçılarını desteklemekle suçlamasıdır.

Bu kızıştırma bağlamında geçtiğimiz Şubat 2021de ve İstanbul’da Şubat 2019’da İran muhalifi Mesut Vardanjani suikastı ile suçlanan bir İranlı diplomat ve İranlı ajanları Türkiye tutukladı, Türk medyasında bu cinayeti belgeleyen videolar yayınlandı.

Geçen ayın ortasında İran Dışişleri Bakanı tarafından İstanbul’a yapılan ziyaret ile beraber, her iki taraf da bu krizi formalite olarak kontrol altında aldı ama anlaşmazlık kökten çözülmedi ve Türk üssüne karşı gerçekleştiren saldırının ardından yine şiddetli bir şekilde ortaya çıktı.

İki ülke arasında tarihsel ve stratejik bir rekabet vardır. Stratejik konumuyla (Avrupa, Arap ülkeleri, Balkanlar ve Kafkasya) yakın olduğundan dolayı Türkiye çoklu seçenek sahibidir.

İktidarı ilk aldığı zaman Adalet Ve Kalkınma Partisi Arap dünyasına yönelik bir açılım kaydetmedi. Arap Baharı devrimlerinden mütevellit olan kaosu (özellikle Suriye ve Libya’da) kullanarak, Arap ülkelerin rolünün gerilemesine paralel olarak, Türkiye’nin rolünün artması Araplar tarafından reddedildi.

Aynı zamanda Irak savaşında Türkiye NATO’ya arkasını döndü ve iki taraf arasındaki çatlak Ankara’nın Rusya’dan S400 füze sistemi satın almasıyla arttı.

Diğer yanda mülteciler kartıyla Avrupa ve Yunanistan’ı tehdit eden Türkiye, Yunanistan’a karşı Arnavutluk’u desteklemeye yöneldi.

 Türkiye, tartışmalı Dağlık Karabağ üzerine çıkan savaşta Ermeni kuvvetleri mağlup eden Azerbaycan hükümetini destekledi. Kafkasya ve Küçük Asya’daki Türkiye nüfuzundan korkan İran’ın, bu bölgede nüfuzu İslam devrimi zihniyeti ile kısıtlıdır.  Bu iki bölgede arabulucu rolüyle, Rusya İki tarafının da nüfuzunu kısıtlamaktadır.

İki ülke Filistin davasını destekleme konusunda da rekabet içindeler. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın bu davayla ilgilenmesi, İsrail aleyhine medya beyanları ve Türkiye – İsrail ilişkilerinde yaşanan kötüleşmeden dolayı İran’dan daha fazla popülerlik elde etti.

Geçtiğimiz son yıllarda Suudi Arabistan’ın bölgedeki nüfuzunu genişletme çabalarına karşı durmak amacıyla Türkiye ile İran arasında  bir iş birliği görüldü. Ama son dönemde Ankara ve Riyad’ın aralarındaki bağı iyileştirme taahhüdüyle ve bununla beraber Mısır’a yönelik görülen Türkiye açılımı ile bu iş birliğinde bir gerileme yaşanmaktadır.

Arap ülkeleri ve Türkiye tarafından kuşatılmış İran, Rusya varlığıyla Suriye’deki nüfuzunun sınırlı olduğunun farkında ama Irak’ı kendine ait bir nüfuz alanı saymaktadır, o yüzden Irak’ta askeri varlığını genişletmek için Türkiye’nin attığı her adımı reddetmektedir.

Bu durum İran’ı Kürtler ile karmaşık ilişkisini yeniden ele almaya doğru iteledi. İran’da PKK  yasaklanmış  ve bir Kürt devleti kurulma korkusu olsa da,  Türkiye’yi rahatsız etme konusunda PKK ile bir uyum hali vardır.

Irak’ta İran ve Türkiye arsındaki yaşanan bu gerginlik, Suriye’deki ilişkilerine yansıtacaktır, bu ilişkiler ne kadar da olsa Astana parkuru ile sınırlıdır. Suriye arenasında iki taraf arasındaki anlaşmazlık zirve noktasına ulaşmaktadır. Bu anlaşmazlık, Türkiye’nin Suriye muhalefetini desteklemesi diğer yanda İran ve milislerinin Esad’ın yanında savaşmasından kaynaklanıyor.

Ama Astana paktı sadece askeri dengeyi korumak için bir pakt olarak kaldı ve Suriye krizine bir çözüm bulma seviyesine asla ulaşamadı. Her zaman kırılgan ve yıkılma ihtimaline karşı zayıf kalan bir pakttı ve onu ayakta tutan, Rusya’nın Suriye’deki Türkiye ve İran ile olan çıkarlarıydı.

Önce bahsedilenlerden anlaşılır ki, rekabet eden iki ülke için Irak birinci çekişme alanına dönmüş, Suriye arenası ise ikinci sıraya gelmiştir. Bu çekişme uluslararası taraflarca sınırlanmayacaksa tehlikeli seviyelere varabilir. Burada ortaya çıkan soru, Suriye arenasında bu çarpışmayı engellemek için Rusya’nın kapasitesi ve isteğiyle ilgilidir, çünkü başkanlık seçimleri bittikten sonra İdlib savaşını yeniden başlatmak amacıyla bu anlaşmazlık Rusya tarafından kullanılabilir.

Her seferinde iki tarafı, gerginliği soğutmaya iten önemli bir faktör vardır o da İran ve Türkiye’nin büyük ekonomik çıkarlarla bağlı olmalarıdır. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 40 milyar dolara ulaştı, Rusya’dan sonra İran, Türkiye’nin ikinci doğalgaz tedarikçisidir ve ham petrol ithalatının yüzde 40’ı İran’dan gelmektedir.  Türk ihracatı için İran 10’uncu sıradadır. Yaptırımlardan ve nükleer programından dolayı izole edilen Tahran, Ankara’ya bağımlıdır.

Türkiye, İran’ın nükleer programından dolayı Ortadoğu’da bir nükleer silahlanma yarışına yol açmasından korkuyor. Aynı zamanda nükleer programından dolayı hakkında uygulanan yaptırımlardan kaynaklı Türkiye, İran’ın yaşadığı uluslararası izolasyon kendi lehine kulanıyordu.

Avrupa çabasıyla Washington ve Tahran arasındaki müzakereler başarılı olacaksa, İran’a uygulanan yaptırımlar iptal edilecektir, bu nedenle İran Türkiye ile olan ekonomik ortalığından vazgeçebilir. Bu durum Türkiye için kafa karıştıran bir  durumdur, çünkü  Amerika- İran  yakınlaşması pahasına, Türkiye belki de bölgede bir müttefik olarak Washington’un hesaplarından çıkarılacaktır.

Tahran ve Ankara, uçurumun kenarında oynamak siyasetinde yetkindir. Aralarında uzun bir rekabet ve iş birliği geçmişi vardır ve anlaşmazlıkları yönetme konusunda birikmiş deneyim sahipleridir. Bunlar, uluslararası ve bölgesel değişimlerin ışığında son gerginlik krizini kontrol altına almak için faydalı olacak mı? Yoksa bir sonraki aşamada gündem başlığı iki taraf arasındaki tırmanış mı olacak?.



Yorumlar