Taliban ile Suriye’deki İslamcı örgütler ve muhalefetin gevşek Kılıfi

Taliban ile Suriye’deki İslamcı örgütler ve muhalefetin gevşek Kılıfi

Suriye İslami Konseyi, Heyet Tahrir el-Şam ve Müslüman Kardeşler gibi Suriye’deki İslami örgütler vakit kaybetmeden Taliban’ın Kabil’e girmesini tebrik etti. Bununla beraber Taliban’ın girişiyle, dünyanın evrensel cihadi bir dirilişe tanık olacağına benzer bir görüş oluştu ve Mesih’in doğuşunda (İsa peygamber) olduğu gibi, bu ‘zafer’ yeni bir tarih çağının başlangıcı olarak görülmeye başlandı.

Suriye’deki İslamcı gruplar eleştiri üslubuna dair hiçbir bilgiye sahip değiller, devrimi ve muhalefeti başarısızlığa uğratan feci rollerine yöneltilen eleştirileri umursamadan rejim tarafından ezildikleri, ülkeden uzaklaştırıldıkları ve Suriye’yi yönetme haklarıyla ilgili hikayeleri anlatmaya devam etmekteler.

Dolasıyla olaylar yanılsamalarının tersi yönde ilerledi. 2011’den bu yana oynadıkları feci rollerinden dolayı geçen yüzyılın seksenlerinde yaşadıkları mazlumiyet değersiz kaldı, mezhepsel bir hareket oldukları, demokrasiyi uygulamadıkları, Suriye muhalefetinin diğer kategorilerini dışladıkları ve onları ‘biyolojik’ açıdan sınıfladıkları ortaya çıkarttı. Alevi, Dürzi veya Hıristiyan bir muhalifle hep mezhep üzerinden hareket edildi ve hatta Sünni laik muhalifleri de kullandılar, Burhan Galyun’a davrandıkları gibi. Hukuk dilini kullanırsak; Sünni olmayanlar, masumiyetlerini ispatlayana kadar suçludurlar.

Bunlarla beraber Ulusal Konsey, Koalisyon, yardım kuruluşları ve silah aracığıyla uyguladıkları politika fırsatçılıktan başka bir şey değildi. Görüldüğü gibi onları tutanlar destekleniyordu ancak diğerleri bilerek marjinalleştirildi. Bu da akla rejimin meşhur sözünü getiriyor ‘’ bizimle olmayanlar bize karşıdırlar’’.

Halk kendi deneyiminden ders alır ve İslamcı güçlerle edindiği tecrübeden halkın algıladığı gerçek şudur: temelleri ne kadar çeşitli olursa olsun İslamcı oluşumların mezhepçilik, fırsatçılık, pragmatizm, dış güçlere (Körfez ülkeleri ve Türkiye) bağımlılık konularında birbirinden hiçbir farkı yoktur.

İslamcı oluşumların ortak noktaları bahsettiğimiz konularla sınırlı değildir ve şöyle devam edebiliriz; Amerika tarafından benimsenmeyi arzu ederler, hangi alanda olursa olsun sonuçları kendi lehlerine garanti edildiği sürece dini metini bir kenara bırakırlar, buna itiraz edilirse veya rakipleri ötekileştirmek istediklerinde ve kendilerini yerdeki tanrının temsilcileri olarak kabul ettirmekte Kuran’a sığınıyorlar.

Suriye’deki İslamcı gruplar Taliban’ın Pakistan’a olan ittifak ve bağımlılığını eleştirmeden, Afganistan’ı bir haftada ele geçirmesini ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın anahtarını almasını düşünmeden ve daha önce Afganistan’ı feci şekilde yönettiğiyle ilgili bir görüşü olmadan Taliban’ı tuttular.

Suriye’nin İslamcı grupları bahsedilen felaketleri umursamıyorlar. Neden diye sorulursa; bu gruplar için vatanseverliğin önemi yok, Türkiye’den yurttaşlarına özellikle Kürtlere karşı komutlar alıyorlar. Muhalefeti tutanlardan olursa bile mezhepsel azınlıklara davranma şeklini konuşmuştuk. Dolasıyla bu grupların bakış açısına göre Taliban onlara diğer Suriye halkından daha yakın sayılır.

Suriye’de bir İslami veya Cihadi diriliş yaşanacak mı?

Bu görüşü sorgulamayan, bir soru olarak sormayanlar var.  Suriye’de İslamcı örgütlerin davranışları, buradaki bahsettiğimiz örgütler sadece IŞİD ve HTŞ ile sınırlı değil, halkın artık onlara güvenmediği görülüyor. Rejimin vahşeti ve 2011’den bu yana uyguladığı şiddet olmasaydı, halk modern bir bilinç yönünde ilerleyecekti ve kesinlikle İslamlaştırma ve zorbalığın her çeşidini ret edecekti.

Dolasıyla halk iki zorba güç arasında kalmış ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan bölgelerde art arda İslamcı grupların kendi aralarında ve Kürtler ile ilgisi olmayan çatışmaları panikle takip ediyor. Aynı zamanda Heyet Tahrir el-Şam’a ait cezaevlerinde bulunan masumlar ve Özgür Suriye Ordusu unsurları, öteki yanda birkaç yıl önce Heyet’e itaat etmeyi reddeden kasaba ve gruplara yönelik savaşlardan dolayı halkın boğazına kadar gelmiş durumda.

Rejim kullandığı yalanlarla yurtseverlik kavramını halk gözünde çarpıttı ve insanlar zorbalıkla ilgili olan bu kavramdan nefret etti. Bu nefret aynı zamanda İslamcı grupların Körfez ülkeleri ve Türkiye ile olan bağımlılığını da kapsadı, çünkü halkın bilincinde yerleşen yurtseverlik, bağımlılığı kabul etmeyen ve toplumdaki ilişkilerin din üzerinden değil ama din ile çelişmemesi biçimindedir.

Yakın zamanda bu kavrama yeni anlam eklendi. O da vatanseverliğin vatandaşlıkla bağlı olduğu ve tersi de doğru yeni bir konseptten bahsediyoruz. Böylece şu sonuca varıyoruz; bir taraftan rejim diğer taraftan İslamcı örgütler vatanseverliği, vatan ve devrimi çarpıttılar ve Suriye’deki durumun aldığı yön birinci derecede rejimin, ikinci olarak muhalefetin özellikle Müslüman Kardeşlerin sorumluluğudur.

Söz konusu olan Taliban’a dönersek, Peştunlar’dan olmayan başka taraflarla ittifaklar kurmuş, Hamid Karzai gibi Amerika ile bağlantılı isimlerle görüşmeler yapmakta ve tüm Afganları temsil eden ulusal bir yönetim oluşturmaya odaklı çalışmaları sürdürmektedir, böylece üzerindeki cihatçı deriden sıyrılmaya çalışıyor.

Suriye’deki İslamcı gruplar durumu algılamadan, demokrasiyi bir yönetim biçimi olarak benimseme veya cihatçı zihniyetinden kurtulma çağrısında bulunmadan Taliban’ı tuttular. Tabii ki Taliban ile dayanışma açıklamaları sadece kendi görüşlerini temsil ediyor. Protestoya ve ayaklanmaya başlayan Afganların çıkarlarını düşünmeyecekler.

Suriye’nin İslamcı grupları eski mazlumiyetini kaybetti. 2011’den sonra yaşanan dağınıklık (İslam Ordusu, Liwa el-Rehman, kendi başlarına yüzlerce bağımsız fraksiyon ve Müslüman Kardeşler) ve halka karşı yaptıklarından dolayı tekrar onlara kaybettirdi. Bilindiği üzere bu grupların kontrolünde olan bölgelerde yaşayanlar en kötü yaşam şartlarına tanık oldu.

Bu durum daha önce Guta’da yaşandığı gibi şu an İdlib ve Halep kırsalında yaşanmaktadır.

Yükselişinde dünyadaki Sünnilerin temsilcisi olarak gösterilen IŞİD’ten bahsetmemize gerek yok. 1996 ile 2001 arası dönemde Afganistan’ı yöneten Taliban’ın IŞİD’ten pek farkı yok. Ancak şimdiki dönemde yakından gözleniyor, görüldüğü kadarıyla cihatçı çerçeveden ve siyasi İslam kılıfından çıkmaya çalışıyor. Böylece Taliban, cihatçı ve selefi bir örgüt olmasına rağmen, İslami bir model olmamaya çalışıyor.

Suriye’de yenilenlerin Taliban’ı tutmalarının faydası olmaz. Kendilerine fayda sağlayacak tek şey Suriye ve devrimine karşı yaptıkları hataların kabul edilmesidir, ancak bunun da olma ihtimali yok. Olayın en kötü yanı eski anlatılarını yankılamalarıdır. 2011’de başlayan Arap devrimleriyle beraber tüm dünya değişti. Mısır, Tunus, Fas ve tabii ki Suriye’de İslami gruplar büyük bir yenilgiye uğramış haldeler.

2011 ile 2013 yılları arasında devrimle özgürlüğe kavuşan ülke, İslamcı grupların yürüttükleri başarısız politikadan dolayı tekrar rejim ellerine teslim edildi. O da Astana zirvesinin koşulları ve gerginliği azaltma bölgelerini kabul ederek, diğer yanda Türkiye’nin Suriye’ye ve muhalefete çizdiği planlarına itaat ederek.

Mezhepçilik aslında siyasi bir konudur. Suriye halkının çoğunluğu dindar lakin mezhepçi değil. Rejim ve İslamcı örgütler tarafından yürütülen politikalardan dolayı yanlış tutumlar benimsedi. Ancak on yıllık devrimden sonra birçok sorunlar daha anlaşıla bilir hale geldi, bu sorunların çoğu mezhepçiliğin etkisini hafifleten ve Suriyelileri yeniden ulusal, modern bir farkındalığa yönlendiren sorunlardır.

Suriyeliler yıllar boyunca çile ve acı çekti ve kendi deneyimlerine dayanarak çıkardıkları sonuç ; “din tanrının, vatan hepimizin, devlet herkesindir” diyorlar ve bu aşamadan sonra eski görüşleri ve mezhepsel düşünceleri göz ardı edecekler. Yaşadıkları acı deneyim, kesinlikle Taliban’a veya cihatçı, selefi ya da İslamcı hareketlere benzer bir rejim değil, fedakarlıklarına yakışan bir rejim gerektiriyor.