Afganistan: bayraksız ülke

Afganistan: bayraksız ülke

Mevcut ABD yönetimi yetkililerinin çoğu Ekim 2019’da Türkiye’den desteklenen Suriyeli aşırılık yanlısı gruplar lehine Suriye’nin kuzeyinde yer alan Amerikan güçlerinin çekilmesine dair eski başkan Donald Trump tarafından alınan kararın uygulamasını yakından takip ediyorlardı. Trump ile Erdoğan arasındaki anlaşma tamamlanmadan Suriye Demokratik Güçlerinin birkaç saat içerisinde Amerika güçlerini Rus ordusuyla değiştirmesini fark ettiler. Beyaz Saray’da üst düzey bir yetkili SDG’nin attığı bu adımdan dolayı rahatsız olduğunu belirtti. Ancak başka faktörlerin etkisiyle birlikte SDG tarafından atılan bu adım ABD yönetimini tam çekilme planından vazgeçirebildi.

Ancak Afganistan hükümetinin, çekilme operasyonu tamamlanmadan Kabil’in kontrolünü sağlayan Taliban’ın savaşçılarının ilerlemesini önlemek için ABD güçlerinin yerini almaya yeni destekçiler bulma fırsatı olmadı. Ve unutmayalım ki 2019’da Suriye’nin kuzeyinden çekilme kararı alınması ve Beyaz Sarayı’nın SDG’yi desteklemekten vazgeçmesi uluslararası arenada sert tepkiler ile karşılandı, ancak Afganistan’daki olaylarla ilgili bu tepkilerin benzeri verilmedi ve Afgan ordusuna saygı ve dayanışma gösteren bir taraf yoktu.

Aynı zamanda SDG’ye ve IŞİD ile savaşmasına ilişkin Amerika siyasi çevrelerinde bölünme yaşandı. Bu bölünme, senatör Lindsey Graham’ın Başkan Trump’a yönelik ettiği tehditle ve SDG ile dayanışma adına Savunma Bakanı Mattis’in istifa etmesiyle zirve noktasına geldi. Bununla beraber Batı ve Amerikan elitlerin bir dizi tutumları vardı.

Buna ek olarak acil toplantı yapan, toplantıda SDG pahasına Türkiye’nin ilerlemesini reddeden ve durdurulmasını talep eden Arap Birliği’nin tutumu farklıydı. Ancak bir devleti temsil etmesine rağmen Afgan yönetimiyle benzer bir dayanışmaya şahit olunmadı.

Afganistan üzerinde ve Afganistan’daki çatışmaların tarihine dair bir fikir oluşturmak isteniyorsa, bu bilgiyi hatırlamak yeterlidir; on sekizinci yüzyılın başında kendi siyasi tarihi başladığından bu yana Afganistan, dünyada ulusal bayrağını yirmi beş defa değiştiren tek ülkedir. Bu da iktidar merkezlerindeki siyasi dalgalanmaların derinliğini yansıtıyor.

Bu ülkedeki istikrarın sarsılmasının en önemli faktörlerinden biri doğru siyasi çerçeve içine yerleştirilmemiş kültürel, etnik çeşitlilik ve siyasi dağınıklık olabilir. Bakılırsa, tarih boyunca Afganistan’a bir ulusal proje tasarlama girişimleri, en son Amerika’nın girişimi, başarısızlığa uğradı ve bugün belli siyasi amaçları olan medya tartışmalarıyla yaşanan şok edici olayların yorumlanması yeterli değildir.

Afganistan’ın tanık olduğu sahnenin açıklanma girişimi tarihsel ve objektif koşullar bağlamında gerçekleştirilmelidir ve buradan, Taliban’ın iktidara ulaşmasının bu coğrafyada ardışık dönüşümlerin dizisinde son bölüm olamayacağı sonucuna varırız. Bahsettiğimiz bu coğrafya tarihsel olarak İpek Yolu istasyonlarından birisiydi, 19.yüzyılın sonlarında Rusya ile Britanya arsındaki oyunda bir çekişme düğümüydü ve en son dünya çapında güvenliği tehdit eden El-Kaide unsurlarının eğitim merkeziydi.

Afganlar 20 yıl boyunca süren ABD varlığı esnasında ülkeye barış sağlayamadılar ve halk tarafından güvenilebilir devlet kurumlarını inşa edemediler. Amerika’nın Afganistan için bir ulusal proje tasarlamasında başarısız olmasının ana nedeni; Afganlar kendi ülkelerinin işgalinden önce bu tür bir projeye sahip değillerdi ve bu konuyla ilgili gerçek demokratik bir görüşleri yoktu. Gerçekte elde edilenler de yerel, öz girişimlerin meyvesi değil, Amerika’nın girişimleri sonucudur.

Afganlar seçim haklarını kullanmalarına rağmen liderler iktidar sahibi olan halkın egemenliğini sağlayabilmek adına demokratik değerlerini koruyamadı ve oy sandıkları yoluyla ellerinde finans ve güç olan kişilerin nüfuzu pekiştirildi. Yirmi yıl boyunca karanlıkta kalıp bu yıkımı beklemek yerine Afganların ellinde Taliban sorununa bir ulusal çözüm planı çizme seçeneği vardı.

Taliban’ın iştahını tetikleyen kaosu önlemek, ülkenin istikrarını koruyan ulusal projeyi desteklemek ve herkese adalet sağlamak adına ortak bir ortam yaratmak için, mevcut anayasaya göre 14 etnik grubu kucaklayan Afgan devletinin bu küçük, yerel ve çoklu toplumları desteklemesi ve güçlendirmesi gerekiyordu.

Bazı çalışmalara göre Afganistan dahil olmak üzere dünyanın her tarafında konuşlandırılmış Amerika askeri üsleri vardır.  Bir gün Suriye ve Irak’tan çekilecek. Güney Kore, Almanya, Japonya ve Türkiye’de de aynı adımı atabilir. İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan uluslararası ve bölgesel denge sistemini korumakta bu üsler temel bir rol sahibidir.

Dolasıyla Amerika’nın adı geçen ülkelerden çekilmesi ciddi siyasi etkilere yol açacaktır, örneğin; Doğal olarak Kuzey Kore Güney komşusunu ele geçirme girişiminde bulunacak. Çin’e gelirsek Japonya’yı yutmayı düşünebilir. Almanya’daki Nazi grupların yükselişine tanık olabiliriz ve galiba Türkiye’de iktidardaki mevcut İslamcı güçler daha aşırılık yanlısı bir yön alabilir.

Burada Amerika’nın dış politikasını tasvir eden Kissinger’in bir söylemi var: ‘’ Amerika’nın düşmanı olmak tehlikelidir, ancak dostu olmak ölümcüldür’’.

Amerika’nın dış politikasına dair pek çok sorulara yanıt veren Kissinger’in bu söylemi, ABD ve Rusya Federasyonu gibi büyük güçlerle çalışmak zorunda kalan ve siyasi denge denklemlerinde bir parça olmak zorunda olan devlet ve yarı devlet olan toplumlara yönelik bir mesajdır.

Bu mesajın içerdiği anlamları aydınlatırsak; ulusal projeler gerçeklikten ve her halkın nesnel özelliklerinden kaynaklanmalıdır, askıda kalan sorun ve çekişmeler radikal şekilde çözülmelidir. Bu tür yaklaşım Afganistan’da olduğu gibi büyük felaketleri önlemse bile, en azından olumsuz etkilerin şiddetini azaltma, yönetim yapılarında korkunç çöküşleri önleme yeteneğinin güvence altına alınması ve bu yapılara uyum sağlama ve devam etme fırsatı sağlayabilir.

ABD politikasına gerektiğinden fazla yüklenilmemeli. Kendi siyasi çıkmazlarından öznel olarak kurtulmak isteyenlere karşı yeterince açık sözlüdür ve Amerika’nın sınır dışında askeri varlığı son yıllarda Amerika halkının tartıştığı konulardan en önemlisini temsil ediyor ve hatta Başkan adaylarının seçim programlarının arasındaki rekabette bu konu büyük alan kaplıyor.

Bir yandan ABD yeni yönetiminin hesaplamaları bu savaşın sona erip askerlerin geri dönmesini sağlamak gerekliğidir. Öte yanda Çin’in ekonomisinin gelişmesiyle yüzleşmek Amerika’nın stratejik öncelikleri arasında yer almaktadır. Taliban’ın sahneye bu ivmeyle geri dönmesi bir şekilde gelecek dönemi etkileyecektir ve sınır komşusu olan Çin’e bir meydan okumadır.

Afganistan olayları acımasız sahneleriyle tarih hareketinin devam ettiğini ve öncülüğün hala büyük güçlerin ellinde olduğunu teyit ediyor. Muhaliflerini ezen tiranlara ve büyük güçlerin çekilmesinde sahneden çıkan ve yalnız bırakılan muhaliflere de bir derstir.

Ancak bu ders milletine güvenmeyen ve halkı referans, hükümdar ve hâkim olarak kılmayan kimseye ibret olmaz. Afganistan’a dönersek; aşırılık yanlılarının iktidarı gölgesinde hiçbir istikrar olmaz ve mevcut kaos sahnenin tek efendisi kalacak. Taliban’dan kendi ideolojisine aykırı görüşlere yönelik olumlu bir yaklaşım beklenmiyor. Afganların önünde zorluklarla dolu tek bir yol var ama kendi aralarında çekişmeleri çözmeden, öznel bir ulusal projeye doğru adım atmadan ve en önemlisi ülkelerine kalıcı olarak bir ulusal bayrak seçilmesine önem vermeden, bu yoldan ilerlemek imkansızdır.