‘Türbeler stratejisi’ yoluyla, İran’ın Suriye’ye nüfuzu

‘Türbeler stratejisi’ yoluyla, İran’ın Suriye’ye nüfuzu

İran’ın dini türbeleri konusu, pek çok tartışmalara neden oluyor, sadece mezhepsel açıdan İran’a düşman olanlar arasında değil. Mesela; İran’a siyasi karşıtlığıyla bilinen Iraklı Şii din adamı Mahmut es-Sarhi dini türbelerin yıkılması çağrısında bulundu ve bu konuyu tarihsel ve hukuksal sorun olarak saydı. Bundan çıkarılan anlam şudur ki; nüfuz ve kontrolünü dayatmak adına dini sembollerin kullanıldığı İran politikasına karşı Şiilerin kendi aralarında bile protestoların tırmandığına dair bir göstergedir.

Irak’ın Şiilerinin önemli bir kısmı için durum bu noktadaysa, İran’ın uzun yıllardır askeri ve siyasi müdahalesinden zarar gören Suriyeliler, Tahran’ın topraklarında yürüttüğü ‘mezarlar stratejisi’ni yani nüfuz ve kontrol sağlamak adına dini türbeleri kullanmasını nasıl görüyor? 

Suriye’de Sahte dini türbeler

İran, türbeleri savunma konusunu Suriye’deki müdahalesini meşrulaştırmak ve dünyanın dört yanından Şii milisleri çekmek için bir mesaj olarak kullandı. Bu bağlamda İran, Suriye’de ön dört masum imamlara ait olan türbeler olduğunu iddia ederek yeni dini türbeler kurmak için çabaladı ve yerel halkın bunun doğru olmadığına dair tanıklıklarını görmezden geldi. 

Tahran’ın nüfuzunu genişletme politikasında bel bağladıkları kaynaklar arasında Şii din adamı Haşim Osman’ın ‘Suriye’deki Ehl-i Beyt’in eser ve türbeleri’ adlı kitabı yer alıyor. Kitapta anlatıldığına göre sadece başkent Şam’da yirmi Şii eseri var. Diğer Suriye illerinde ise Halep’te yedi, Lazkiye ve Hama’da dört, Humus’ta üç ve Suriye’nin Cezire bölgesindeki Şii eser ve türbeleri yaklaşık 11 tane olarak tahmin ediliyor söz konusu kitapta. Kitabın yazarına göre bu eser ve türbelerin en büyük kısmı İmam Ali bin ebi Talib, el-Hüseyin, İmam Zeynel Abidin ve diğer Ehl-i Beyt üyelerine ait. 

İran, Deyrizor’un güney girişinde yer alan el-Cebel bölgesinde Ali bin ebi Talib’in yoldaşlarının mezarları olduğunu iddia ederek restore etti. Ancak gerçekten bu mezarların tarihi yüz yıldan eski değildir ve Baac, Hukan, Sened, Hiza ve Habbaş ailelerinin üyelerine ait olup ve bulunduğu bölge Deyrizor şehrinin genişlemesiyle çölden mezarlığa dönüşmüş bir bölgedir. 

Aynı durum İran’ın Ağustos 2016’da Dareya kentini kontrol ettikten sonra inşa etmeye çalıştığı Seyyide Sekina türbesi için de geçerlidir. Bölgenin sakinlerinin ifadesine göre söz konusu yer, eski ve 1999’dan önce bilinmeyen bir binadır, Sünni veya Şii dini bir sembol olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur ve daha önce hiçbir öneme sahip değildi. Ancak Tahran’ın türbeleri kullanarak yürüttüğü genişleme politikasında, tüm bu tarihsel değerlendirmeler önemsiz sayılmaktadır. 

Suriye’nin ulusal kimliği, dini türbeler aracılığıyla yok ediliyor

Tahran, İran’ın dini türbelerini denetleyen kadrolar yoluyla, birçoğu çocukları hedefleyen koruyucu ve sosyal faaliyetler düzenlemektedir. Pedagojide değerleri ve ülkeleri benimsetecek, davranış değişikliğini teşvik edecek ve öğrencileri İran’ın çizdiği yönde akademik başarıya ulaşmak için motive edecek ‘ders dışı faaliyetler’ olarak gezi, izcilik ve tiyatro başta olmak üzere farklı programlar aracılığıyla bu türbeler ve sahiplerine ait hikayeler pekiştirilmeye çalışılır. Aynı zamanda bu tür faaliyetler ile hedef kitle olan çocuklar ve ailelerine maddi ve tıbbi yardımlar dağıtılır. 

‘İran’ın Suriye’yi işgali, yüzleşme ve uygulamalar’ adlı kitabın yazarı Mühendis Mütih el-Buteyn Al-Hal Net sitesine yaptığı konuşmada şunları aktardı: Tahran, dini türbeleri tam Fars mimarisi tarzında inşa etmeye çalışıyor. İran’ın Suriye’deki rolüne dair olumlu bir imaj yaratmak adına etraftaki gayrimenkulleri satın alıp içinde kendine sadık milis üyelerine ve yerel halka hizmet veren pazar, hastane ve oteller inşa ediyor. Bunun örneği; Suriye Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bulunan yedinci ve dokuzuncu tümen saflarındaki hasta ve yaralı askerler devlet veya askeri hastanelere değil, Seyyide Zeynep bölgesinde yer alan İmam Humeyni hastanesine sevk ediliyor. 

‘’İran, dini türbeleri inşa etme çabasıyla paralel olarak Suriye ulusal kimliğine karşı daha az saldırgan olmayan başka bir eylem de yürütüyor. Burada Suriye’deki tarihi Arap sembollerine ve anıtlarına yönelik saldırılardan bahsediyoruz. Örneğin, rejim güçleriyle işbirliği yapıp Deyr Samaan’da bulunan Emevi Halifesi Ömer bin Abdulaziz’in mezarını bombalamak. Bununla beraber Deraa’daki Ömeri Camii, Halep’teki Emevi Camii ve Humus’ta bulunan Halit bin Velid Camii gibi tarihi camileri de bombalayarak hedef alınan yerler listesine katmaktadır. 

İran türbelerinin sosyal etkileri

İran, dini türbeleri inşa etmek gibi, kullandığı araçlar yoluyla kontrol ettiği bölgelerin demografisini yeniden şekillendirmeye çalışıyor.  Bu bağlamda yürüttüğü iki ana yöntem: birincisi; Şam ve kırsalı, Deraa, Humus ve Halep’e yapılan sistematik yerinden etme ve yerli halkın yerine Şii milis üyelerini yerleştirmek. İkincisi ise; İran politikasıyla ideolojik ve siyasi olarak aynı görüşte olanları destekleyerek yerinden edilmeyi reddeden yerel halkı etkilemek. 

‘İran politika analizi için Arap Forumu’nda araştırmacı olan Mustafa el-Nuaimi Al-Hal Net ile yaptığı konuşmada yukarıdaki konuyu vurgulayarak şunu ekledi: İran,  kendi yanlısı olanlara bir güvenlik kartı verdi. Dolasıyla Suriye güvenlik teşkilatları mensuplarının bile onları durdurma hakkı yoktur. Aslında bakılırsa İran tarafından verilen bu kartı kullananların etki ve nüfuzu Suriye güvenlik güçleri mensuplarından daha fazla. Böylece İran’ın projesinin Suriye devleti onayından geçmiş olduğu ortaya çıkıyor ve devletin halk üzerindeki otorite ve prestijini etkiliyor. 

Konuşmasına devam eden araştırmacı el-Nuaimi: Deyrizor kentinde olduğu gibi İran’ın Suriye’de belirli bölgeleri kontrol etmesi, yeni dini türbelerin kurulmasına ve İran’ın ideolojik nüfuzunun halk arasında yayılmasına yol açıyor. Bu, İran’ın Akdeniz’e ulaşma isteğinden dolayı, Suriye’nin merkezi bir rol aldığı İran’ın nüfuz genişletme projesine uygundur. 

‘’İran’ın sürdürdüğü mezhepçilik uygulamaları, Suriyelilerin içinde bulunduğu savaşın zor şartlarına bakarak , daha da ağırlaşma ihtimali olan tepkilere yol açabilir’’.