Yargıç, başkan ve en son mürşit(Dini Lider)…Reisi İran’ın yıkılmasına neden olacak mı?

Yargıç, başkan ve en son mürşit(Dini Lider)…Reisi İran’ın yıkılmasına neden olacak mı?

İran’ın yeni başkanı İbrahim Reisi’nin temiz bir geçmişi yok, 1988 yılında yüzbinlerce İranlıların hakkında suikast kararını veren yargıçlardan birisiydi. Onu başkanlığa ulaştıran seçimi Hamaney tarafından kutuplaştırılarak hazırlanmış bir seçimdir ve sadece reformcular değil muhafazakârlar da dahil olmak üzere İranlıların çoğu bu seçimleri boykot etti. Böylece meşruiyeti lekeli olan bir seçim ortaya çıktı.

İran dini lideri Ali Hamaney muhafazakârlar lehine yetkilileri ayırmak, reformcular ve hatta velayet-i Fakih akımı dışında olan muhafazakârları uzaklaştırmak istedi. Böylece Reisi’ye ülkeyi yönetmek ve sonradaki aşamada mürşit(dini lider) olmak için yol açılmış olacak. Gündemde Hamaney’nin ölebileceğine dair haberler dolaşırken, Devrim Muhafızları ve derin devletin ellerindeki kontrolü kaybetmemek adına Reisi’yi başkanlığa ulaştırılmak ve sonrasında Hamaney’nin yerini almasını istemektedirler.

Reisi medyada yaptığı her görüşmede kötüleşen ekonomik ve sosyal durumun üzerinde konuşmalarda bulundu, bu durumu iyileştirmeye çalışacağına dair sözler verdi ancak nükleer anlaşması yeniden sağlanmaz ise İran’da mevcut olan durum daha da kötüleşecektir.

Nükleer anlaşmaya geri dönmek için İran’ın talep ettiği yaptırımları kaldırması ve diğer koşullar Amerikan yönetimi tarafında ret edilmektedir. Aynı zamanda İran’ın bölgesel meselelere müdahalesi kontrol edilmeye ve Balistik füzelerin üretimini dondurmaya çalışılıyor. Ruhani’nin cumhurbaşkanı olmasının temel amacı nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak ve yaptırımları kaldırmaktı ancak bu gerçekleştirilmedi ve durum kötüleşmeye devam etti.

Net şekilde gözüken gerçeğe göre; İran’da dini lider, cumhurbaşkanı, Devrim Muhafızları, güvenlik güçlerin liderleri ve derin devletin açısından İran halkı yaşadığı durum ve bölgesel yapılarla uzlaşı hiçbir zaman ilgilenecekleri konuların arasında değildi. Hatta birçok tarafa göre Reisi’nin cumhurbaşkanlığına ulaşması İran üzerindeki yaptırım ve ambargoyu daha da ağırlaştıracak.

Bugün sorulacak soru şudur, İran’ın politikası bölge ülkeleri ile uzlaşmaya yönelik değişiklikler olacak mı? Reisi’nin cumhurbaşkanı olması Amerika ve İsrail’in daha sert davranmalarına neden ola bilir mi?

Gözlemcilerin aynı fikirde oldukları bir konu var o da yeni cumhurbaşkanının anayasayı değiştirme ihtimalidir, dolasıyla başkanlığa seçilen kişi halk tarafından değil parlamento yoluyla seçilecek ve bu İran’da daha katılaşan diktatörlük ortaya çıkaracaktır. Değişiklik gerçekten yapılacaksa özgürlük ve çoğulculukta ciddi bir gerilme yaşanacaktır.

İran böylece çoklu krizlerinden dolayı, bir yanda halkıyla diğer yanda dış güçlerle karşı karşıya kalmaya doğru yöneliyor. Cumhurbaşkanı zamanında suikast kararlarını çıkaran bir yargıç böylece halka karşı uygulanan baskılarda artacaktır. İran’ın koşulları (Yaptırımları kaldırmak, İran’nın milyarca dolarını serbest bırakılması, İran’ın bölgede yayılması ve Balistik füzelerin üretimi ile ilgili konuları açmamak) empoze etmek amacıyla Reisi dış politikada daha sert davranacaktır.

ABD’nin Dışişleri bakanı açıkladığına göre Amerika’nın nükleer anlaşmadan çekilme ihtimali var, Washington’un bu tutumu Avrupa Birliği’nden destek buluyor. Bu ihtimal gerçekleşirse İran daha büyük krizlere ve sosyal patlamalar yaşamaya doğru gidecektir. Ve belki daha önce benzeri yaşanmayan bir siyasi kriz ortaya çıkacak. Gündem de bu ihtimallerden konuşulurken akla gelen Ahmedinejad’ın duruşudur, az kaldı Velayet-i fakih sisteminde karışıklığa neden olacaktı, son seçimleri kınadı, dini lider Hamaney tarafından kutsal görev sayılan seçimlerde halkı boykota çağırdı.

İran’daki asıl mesele yönetimi ret eden halk değildir, yönetime karşı ayaklanabilecek muhafazakâr akımlardır. Burada ABD’nin yaklaşımı belirleyicidir, nükleer anlaşmadan çekilirse İran’da ciddi ve kritik krizler başlayacaktır, bunun tersine Amerika yönetimi pragmatik şekilde davranmayı tercih ederse nükleer anlaşmaya dönülür ve İran milyarlarca parayı geri getirebilir.

Amerika siyasi bir yumuşaklık gösterir ise bu İran’ın katı sertliğinin başlangıç olur ve Arap ülkelerinin iç meselelerine karışacaktır. Haberlerden alınan bilgilere göre bu aşamada İran ile Türkiye arasında çatışmalar gün yüzüne çıkabilir özelliklede Irak ve Suriye’de. Ve İsrail ile çatışma kaçınılmazdır. Kısacası Reisi’nin başkanlığa ulaşması tüm bölgede ve belki İran’da bile iç savaşa siyasi bir tariftir.

Dünya elleri İranlıların kanıyla kirlenmiş bir başkanla diyaloğa girmekten hoşlanmayacaktır. Reisi’nin başkan olmasının hedeflerinden biri siyasi çoğulculuğu kısıtlamak ve mümkünse ortadan kaldırmaktır çünkü Devrim Muhafızların zihniyetinde çoğulculuk ve farklılığın yeri yoktur. Bahsettiğimiz iç savaş tarifi içine Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’da alacaktır.

Amerika ve İsrail varlığını kabul etmeyen politikaların yanı sıra İran’ın diğer sorunu Rusya ve Çin ile kurduğu kuvvetli ilişkilerdir. Bu konu Amerika’nın İran’a karşı sert politikasının yeni bir nedenidir.

İran’ın Çin ile imzaladığı ekonomik anlaşmalar Amerika için endişe kaynağıdır. Diğer tarafta İran Rusya’yla ilişkilerini güçlendiriyor ancak Rusya ile İsrail arasındaki gelişmiş bağlar İran açısında problem olarak görünüyor. Bahsetmeye değer ki; Suriye’de yer edinmede başarılı olan Rusya Ortadoğu’nun kontrol etme haritasında yer almayı planlıyor bu yüzden Körfez ülkeleri, Mısır ve Irak ile anlaşmalarda bulunuyor.

Özellikle Suriye arenasında İran ile Rusya arasında bir anlaşmazlık çıkacak gibi görünüyor. Rusya ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışan İran yönetimi Rusya-İsrail arasındaki bağlara çarpa bilir.

Hamaney Reisi’nin hükümetine Hizbullah hükümeti diyerek işaret etti. Bu da İran’ın çoğulculuğu kabul etmeyen, aşırılığı benimseyen, bazı Arap ülkelerini kontrol etmeye çalışan bir devrimci yönetim şekline doğru yönlendiğini gösteriyor. Bazı taraflar İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’i kontrol edeceğini tahmin ediyor.

İran milyarlarca parasına ulaşmasa, bölgedeki ülkelerine karışmaktan vazgeçmese ve Balistik füzelerin üretimi durdurmasa sonuç olarak halk ile çatışacaktır. Ayaklanma 2019’un sonlarında olduğu gibi yeniden patlak verip ve bu defa kötüleşen durumlardan ve yukarıda anlattığımız yeni siyasi krizden dolayı durmayacak hatta daha güçlü ve şiddetli olacaktır.

Nükleer anlaşmanın bozulmuş hali muhtemelen devam etmeyecek. Dolasıyla Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’deki İranlı grupların durumu zorlaşacaktır ve uyuşturucu madde kaçaklığından gelen para faydasız kalacaktır. Hamaney ve derin devletin İran’da yaptıkları bu gruplara vereceği büyük zarar. Böylece yeni hükümete karşı bir halk devrimi görecek miyiz?

Yanıtı şöyle verile bilir; Kötüleşen ekonomik ve sosyal durum, yolsuzluk ve halk düşmanlığı içinde batan bir yönetimin varlığı yeni bir halk devrimine yol açacaktır.

Ancak ilk protestolarla beraber İran siyasi sisteminde bir değişiklikten bahsetmek için daha erken çünkü çoğu siyasi gruplar İslam Cumhuriyetine düşmanlık duymamaktadır ancak IŞİD’li bir devlet kurmak gibi İslami bir sisteme karşılardır. Duruma bakarak şunu söyleyebiliriz gelecek herhangi bir protesto şiddetli şekilde bastırılacak ama İran’ın siyasi sistemini dengelemeye itecektir ki yeniden İslami sisteme değil İslam Cumhuriyetine sistemine dönülsün.