Ademi merkeziyetçilik ve Suriye’nin siyasi açıdan dönüşümü

Ademi merkeziyetçilik ve Suriye’nin siyasi açıdan dönüşümü

Geçtiğimiz ağustos ayı ortasında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Suriye’de yönetimin geleceği için gerekli bir seçenek olduğunu belirterek ademi merkeziyetçilik hakkında açıklamalarda bulundu. Ülkedeki durumlar ‘’kriz’’ öncesine geri dönemenin imkânsız olduğu ve ademi merkeziyetçilik sisteminin hayata geçirilme zamanının geldiğini söyledi.

 

Yerel idari birimlere verebilecek en yüksek yetkinin, merkezi yönetimin atadığı valiye verilen yetkilerin olduğunu gören Şam’daki iktidarın bu açıklamaları onlarca yıllık soğuk ve ruhsuz diyaloglardan sonra, Suriye’nin kuzey ve doğusunda mevcut Özerk Yönetim tarafından hoş bir şekilde ve olumlu bir adım olarak karşılandı.

 

Merkez ile eyaletler arsındaki ilişkiyle ilgili konuşmalar yeni sayılmaz, 2011’de Suriye devrimi patlak verdikten sonra ilk olarak Suriye’deki Kürt bileşeninin bazı temsilcileri günlük hayat işlerini yönetmek adına belli bir ölçüde bağımsızlık elde etmek arayışındaydı. Sonraki dönemde sadece yoğun Kürt nüfuslu bölgelerde değil, tüm Suriye toprağını kapsayan ademi merkeziyetçilik veya federal bir sisteme ilişkin daha geniş çerçevede konuşmalar gündem oldu. Son dönemlerde Suriye güneyinde yer alan Süveyda eyaleti ve daha sonra güvenilir olduğu tartışılan Horan aşireti tarafından yayınlanan açıklamada söz konusu yönetim tarzı yine gündem oldu.

 

Savaşın sona ermesini, adil seçimlerin yapılamasını sağlayan bir geçiş yönetimi ilan edilmesi ve seçilmiş temsilcilerin yönetim biçimini tartışmasını bekleyen bazı tarafların görüşü yanlış olabilir. Yaşanan gerçekler gelecekteki Suriye devlet biçimi arayışının erken olmadığını gösteriyor, çünkü önceliklerin bu kronolojik sıralaması arenadaki gerçekler ışığında pratik olmayabilir. Daha detaylı konuşmak istersek arenada yaşanan gerçekleri şöyle özetleye biliriz; mevcut rejimin hayatta kalması, bu rejimin gitmesi için uluslararası gerçek bir arzu olmaması, on yıl boyunca devam eden iç savaş esnasında yabancı ve yerel ordu ve milislerin ülkede birikmesinden sonra siyasi değişimin gerçekleşmesi için açık bir ufuk görünmemektedir. 

 

Ademi merkeziyetçi yönetiminin erdemlerinden bahseden Esad ‘’ ülkenin tüm meseleleri merkezi yönetim tarafından yönetilmediği, yerel idari birimlerin kendi yerel çıkarları ve sorunlara çözüm suma konusuna daha hâkim olduğundan bu  sistem farklı bölgelerde paralel ve eşit şekilde kalkınma sağlayacak’’ dedi. Ancak yakın tarihi gözden geçirirsek rejimin bu meselede sunduğu en olası öneri, valileri atama ve görevden açığa alma konusunda merkeze mutlak yetkiler veren 2011 yılında çıkarılan (107) Yerel Yönetim Yasasıdır. Gerçek bir ademi merkeziyetçilik sistemi ise merkez ile eyaletler arasındaki ilişkilerin tutarlı ve kalıcı anayasal maddeler çerçevesinde kurulmasını gerektiriyor.

 

Aslında Suriye’nin son on yılları incelenirse, en azından Esad ailesi tarafından yönetildiği dönmelerle ilgili herhangi bir incelemede, genellikle yönetim yapısında ve özellikle merkez ile eyaletler arasında ilişkilerdeki kriz hatları fark edilecektir. Suriye’deki yönetim krizinin özeti;  tüm halk kategorilerini marjinalleştirmek, başkan ve Esad ailesi yakınlarına ayrıcalıklar vermektir. Dolasıyla ademi merkeziyetçilik sistemi, 1970’de Hafız Esad iktidara ulaştığından bu yana devam ettiği gibi, bir kişi, parti veya askeri grubun ellinde güç toplamasının tersine, güç dağılımı anlaşılan bir temele dayanan diktatörlük antitezidir. Kırsal kesim ile şehir arasındaki gelişim düzeylerinde görülen ciddi eşitsizlik merkezi sistemin doğrudan bir sonucudur. Örneğin; ülke gelirinin %40’ını oluşturan, en büyük petrol ve su kaynaklarını içermeleri, buğday, pamuk ve hayvancılığın ana kaynağı olmalarına rağmen Suriye’nin kuzeyinde yer alan üç il (Deyrizor, Rakka ve Hasaka)  bugüne kadar gelişmekte olan bölgeler olarak sınıflandırılıyor.

 

Bugün 10 yıllık devrim ve iç savaştan sonra, birçok Suriyeli siyasi ve toplumsal güçler, ülke işlerini yönetme prosesinde etkin bir katılım sağlamak, tüm bölgelere adil ve dengeli bir kalkınma getirmek, merkezi ve otoriter bir sistem oluşmasını, bir diktatörlük oluşmasını engellemek için ademi merkeziyetçilik sistemini en uygun sistem olarak görüyorlar. Ama yine de ülkenin birliğini koruma, bölünme ve bazı bölgelerin ayrılmasını teşvik etmeme konusunda endişe ve korkular hemen ortaya çıkıyor, bu da kesin kriterleri gerektirmekte.

 

Söz konusu bu sisteme ‘’Özerk’’ veya ‘’yerel idare’’ isimlerinden hangisi verilirse bir önem teşkil etmez, meselenin özü hakkında bir anlaşmaya varılması önemlidir. Yani önemli olan bu idareye verilecek yetkilerdir, ‘’valilerin atanma ve görevden alınma kararı merkez tarafından alınmalı’’anlayışının, rejimin zihninde kökleşmiş bu kavramın ötesine geçmek lazım.

 

Uzmanlara göre idari vesayet adı verilen merkezi yönetimin kontrol ve denetim hakkı olmasına rağmen, idari işlev sorumlulukların merkezi yönetim ile seçilmiş, büyük ölçüde idari ve mali açıdan bağımsız ve manevi bir kişiliği olan organlar arasındaki dağılımıdır.

 

Buna dayanarak, karar verme haklarının dağıtılması ve belli bir tarafa verilmemesini sağlayan idari ademi merkeziyetçilik kavramına odaklanılmalıdır. Dolasıyla egemenlik meselelerinin dışındaki yetkiler seçilmiş yerel birimlere dağıtılmalıdır. Ülkenin siyasi birliğini korumak adına yerel yönetim ile merkez arasında yaşanabilecek anlaşmazlıkları çözmek için bağımsız yargısal bir kurumun oluşturması şarttır. Dış politika, ulusal ordu, genel ekonomik ve mali politika gibi egemen yetkiler tabii merkez kontrolünde kalmalı.

 

Şüphe götürmeyen bir gerçek var; insanlar yapılmasında katkıları olan her şeyi savunma eğiliminde bulunuyor. Dolasıyla yerel idari birimler yoluyla karar alma sürecine katılım, halkın ulusal aidiyet duygusunu pekiştiriyor. Bununla beraber yetkililer ve idari personeller toplumala daha iç içe oldukları için sundukları performansın değerlendirilmesi daha kolay oluyor, dolasıyla denetim ve kontrol aracılığıyla demokrasinin hayata geçirilmesi mümkündür. Sonuçta bu zemini hazırlamak için aralarında rekabet eden farklı siyasi partiler, özgür bir medya ve bilgilere erişim imkanını gerekiyor.

 

Doğal olarak bir ademi merkeziyetçi sistemin inşa edilmesi, uyumlu bir anayasa ve eşit vatandaşlığa dayalı bir siyasi sistem çerçevesinde, başkentte merkezi ve demokratik kurumların inşa edilmesine paralel olarak oluşturulmalıdır. Aksi takdirde ulusal bir anlaşma olmadan söz konusu yönetim biçimi ülkenin birliğini bitirir, aynı toprakta zorbalığı yürüten merkezden farkı olmayan, güçsüz, aralarında çatışan ve dış güçlere bağımlı otoriter kantonların inşa edilmesine yol açacaktır. Böylece sınırlı kaynaklar nedeniyle bu yerel birimlerin ekonomik kalkınmaya ulaşmaları imkânsız olacaktır.

 

 Sonuç olarak yerel idari birimler yerli varlıklı insanlar, klan liderleri veya silahlı çetelerin kontrolü altına olacak. Dolasıyla mevcut kaynakların kötü şekilde yönetilmesi, keyfi hizmet sunma ve vergilendirmeye yol açacak. Bu ve benzeri durumları engellemek için ihtiyaç duyulduğunda merkeze müdahale etme hakkı veren ve merkez ile eyaletler arasındaki ilişkinin sınırlarını güvence altına alan bir anayasa gerekiyor.

 

Deneyin başarılı olma ve çöküşten koruması için ademi merkeziyetçilik sisteminin kademeli olarak uygulanması daha mantıklı ve akıllıca olabilir, çünkü adaleti sağlamak ve bunun için lazım olan kaynakları elde etmek, ayrıca güvenliği zapt etmek, yasa dışı şekilde kullanılan silahları toplamak, yabancı ordu ve milisleri çıkarmak, Suriye’de ademi merkeziyetçilik sisteminin hızlı şekilde uygulamasını engelliyor. Aynı anda Suriye, ekonomik ve siyasi bir istikrar, vatandaşlık ve aidiyet kültürünü pekiştirmeye ihtiyaç duymaktadır. Ve bildiğimiz üzere bu koşulların savaş durumunda veya yeni savaştan çıkan toplumlarda görülmesi zordur.

 

Sonuç olarak, demokratik ademi merkeziyetçi bir sistemi başarıya kavuşturan temeller; etnik veya mezhepsel değil idari, mali veya coğrafi bir temele dayanmalı, dış güçlerin baskısıyla değil ulusal bir mutabakat çerçevesinde olmalı ve kademeli olarak uygulanmalıdır.