Kimdir milletin yolundan sapan sapkınlar ey Mahmut Ez-Zehhar

Kimdir milletin yolundan sapan sapkınlar ey Mahmut Ez-Zehhar

İslami Direniş Hareketi HAMAS’ta lider olan Mahmut Ez-Zehhar’ın Kasım Süleymani’nin ölüm yıldönümünde yaptığı açıklamada Gazze’de Süleymani’nin asılı fotoğraflarını kaldırıp yırtanları milletin yolundan sapanlar olarak tasnif etti. Yani Süleymani ulusun en önemli şehididir, sapkın olanlar ise milletin fikir birliğinden farklı düşünenlerdir. Ez-Zehhar, kendisiyle beraber Süleymani ve islamcıları (iki kanadıyla Sünni ve Şii) milletin birlik iradesinin temsilcileri olarak sınıflandırıyor ve herkes onları takip edip desteklemelidir yoksa sapkın olmakla suçlanacaklar diyor. Ez-Zehhar’in açıklamasından çıkarılan sonuç abartılı olabilir, ancak Filistin, Suriye, Irak, Lübnab ve Yemen’de Kasım Süleymani’yi bir sembol olarak kabul etmeyenlere kullanılan ‘’ sapkın’’ kelimesinin yankısı farklı bir sonuca ulaştırmıyor.

HAMAS İslami bir harekettir ve Müslüman Kardeşler’ in küresel hareketlerinin bir parçasıdır. HAMAS’ın Süleymani gibi Suriye ve Arap ülkelerinde cinayetler işlemiş bir adamı (Filistin’de kendisi ve ülkesinde yürüttükleri politikanın farklı olması imkansızdır)  kutsallaştırması bizi iki seçenekle karşı karşıya bırakıyor. Birincisi: siyasal islam tüm akımlarıyla Arap devrimlerine karşıdır, burada da Süleymani siyasal islam’ın azizi oluyor. İkincisi: Siyasal İslam devrimlerinin destekçisidir, ancak burada HAMAS’ın Süleymani’yi tutmasına mantıklı bir neden bulamayız. HAMAS’ın İslami bir hareket olması bizi şu sonuca ulaştırır, siyasal islam Arap devrimlerinin karşısındadır. Tabii ki Tunus’ta Nahda Hareketi, Mısır’da Müslüman Kardeşlerin vardığı sonucun istisnası sayılmamaktadır. Aynı zamanda Türkiye’nin Arap devrimleri yanlısı politikaları, Arap bölgesindeki çıkarlarını gözetme çerçevesinde yer almaktadır.

Mısır’daki Müslüman Kardeşler veya Tunus’taki Nahda Hareketi hangisi olursa olsun, hedefleri başka bir tarafın katkısı olmadan ülkelerini tek başına yönetmekti. Ancak devrimler, 2011’den 10 yıl önceye kadar uzanan halk çıkar ve haklarının kötüleşmesi karşısında, Arap milletinin haklarını savunan bir yönetim istedi. Buradaki olay tam olarak: devrimlerin amacı, din ile devleti ayırabilen, cinsiyet eşitliğini yerine getiren, toplumu ekonomik, sosyal, kültürel ve bilimsel olarak ayağa kaldırabilen, laik çağdaş bir devlet kurulmasıdır. İslamcılar ise bu akıma Allah ve şeriat adına el koyuyorlar. Dolasıyla ekonomide zekâttan, siyasette islami şuradan bahsediyorlar. Son zamanlarda laikliği (din ile devleti ayırmak yerine şeriat adıyla devleti İslamlaştırmak) reddetmelerine rağmen medeni devletten bahsetmeye devam ettiler. HAMAS Gazze’de kendi devletini kurumakta. Ramallah’daki yönetimin politikalarına iyimser gözle baksak bile (Oslo anlaşmalarının Filistin davasını tek bir Filistin devleti kurulmasına dair akamete uğratmaktan sorumlu olduğu için) şunu söyleyebilirim ki 67 Filistinlilerinin felaket durumu, Fetih Hareketiyle HAMAS Hareketinin sorumluluğudur. Bu bölünmeyi devam ettirmek gelecekte söz konusu iki hareket Filistinlilere hesap ödemek zorunda kalacakları bir konudur. HAMAS İran’dan desteklidir, Fetih’le ortaklığı reddetme tutumu bu destekten ve hatta Süleymani’nin kendi politikalarından kaynaklanıyor. Dolasıyla Süleymani’yi kutsallaştırmak halkı şeytanlaştırmak demektir. Bu da Ez-Zehhar’ın açıklamasına karşı yapılacak doğru bir yorum olur.

Şimdi, Kasım Süleymani kimdir? Burada Siyonist varlığıyla savaşmaya ve bu varlığı temelden yok etmeye adanmış İran’ın Kudüs Kolordusuyla ilgili gereksiz bir konuşma yapmayacağız.

HAMAS başta olmak üzere bu kolorduya bağlı milisler Siyonistlere hiçbir zaman hedef olarak bakmadan Arap ülkelerin iç durumlarını mahvetti. Hizbullah ve HAMAS hareketi İran’ın politikalarına ayak uydurmadan harekete geçmiyor. HAMAS yoksullukla boğuşan Gazze’de kendi imparatorluğunu kuruyor. Hizbullah ise Lübnan’da devlet içinde bir devlet değil kendisi ayrı bir devlet olmuş, ancak harap durumda bir devlet. Günümüzde Lübnan’da bir doların değeri 30 bin Lübnan lirasına ulaşmış.

Şii siyasi hareketler, Şii milisler, Halk Seferberlik Güçleri ve Iraklı Hizbullah’ın, Irak’taki tek görevi İran’ın Irak servetlerini yağmalamasını kolaylaştırmak, genç devrimciler, bilim adamları ve düşünenleri öldürmek ve bütün devleti başarısızlığa uğratmaktır. Irak’taki sosyal ve ekonomik kriz, hizmet altyapısının yıpranmışlığı bir felakettir. Anlattığımız bu üzücü durum, petrol zenginliğinde dünyanın ilkleri arasında yer alan bir ülkede yaşanıyor. Çünkü aynı zamanda bu ülke dünyanın en yozlaşmış insanları tarafından yönetiliyor. Bu insanlar da İran’ın Irak ve Suriye’deki adamlarıdır. Süleymani’nin 2011’de iktidarı halk devrimine karşı askeri çatışmayı benimsemeye zorlamakta önemli bir rol aldığı biliniyor. Bununla beraber, Lübnan, Afganistan, Pakistan ve Irak’tan getirdiği milisler Suriye halkına karşı savaştı ve Suriye devrimini mezhepleştirmeye doğru yönlendirdi. İran’ın IŞİD ve Nusra’nın ortaya çıkmasıda ciddi ve temel bir rol aldığına dair net ve detaylı konuşmalar dolaşmakta. Bildiğimiz üzere IŞİD ve Nusra’nın saflarına katılanların en büyük kısmı Irak’tan geldiler, yani bu İran’ın bölgedeki ana kontrol merkezi demektir.

İran’ın bakış açısına göre bölgede en istikrarlı ülke Hizbullah’ın devleti temsil ettiği ülke Lübnan idi. Dolasıyla oradan Hizbullah, Süleymani ve yardımcıları tarafından Husiler ve diğer milisleri Suriye’ye gönderme planları başlatıldı. Bu nedenle Süleymani’nin ölümü Arap halk devrimlerine karşı olan çok kararlı bir adamdan kurtulmak demektir. Çünkü getirdiği milisler Irak’ta yüzlerce devrimciyi öldürmek, Lübnanlıları ayaklanmalarına devam etmekten korkutmak ve gençlerin büyük kesimlerini göç etmeye zorlanmak gibi farklı roller aldı.

 Günümüzde kalkınmayı ve Arap devrimlerini reddeden sapıkları Arap rejimleri ve siyasal İslam’ın tüm akım ve çeşitleri olarak iki ana kategoriye ayırıyorlar. Bu iki kategori 2011’den sonra kalkınmayı en çok engelleyen taraflardır. Tabii ki sorumluluk ilk derecede rejimlere düşüyor. İslamcılar ise engelleme sorumluluğunun büyük kısmını taşıyor. Bakılırsa her tür kriz içinde boğulan toplumları kalkındırmak için ciddi bir siyasi mücadeleleri kaydedilmedi. Türkiye, Körfez ülkeleri ve İran’a bağlı kaldılar ancak hiçbir milli politikaya sahip olmadılar.

Devrimler, moderniteyi kökleştirmek için değerli bir fırsattı. Maalesef güvenlik güçleri ve İslamcılar tarafından adım adım tüketildi. İslami hareketlerin yaklaşımları ve yönetim tarzıları endüstriyel ekonomik kalkınma veya demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktu. Din ve devleti birleştirmekten, dine sadece ahlaki değil genel bir referans olarak bakmaktan vazgeçmedi. Burada Arap devrimlerinin İslamcılara katılma fırsatı sağlaması bir hataydı. Bundan tek kutulan ülke Sudan’dır. İslamcılar burada hatalar yaptı ve bu dersi iyi çalışmalılar. Es-Sisi, Kays Said ve dayattıkları diktatör rejimler, İslamcıların öne geçecek şekilde rehabilite olmasına imkan vermeyecek. İslamcılara karşı yanıtsız kalan devrimci ve milli şöyle bir soru vardır: siz iktidardayken Ülkelerinizi neden kalkındırmadınız? Bencile otoriteye bağımlıydınız. HAMAS’ın Gazze’de yaptıkları bu değil mi? Milletin yolundan sapanların, sapkınların kim oluğunu anladın mı şimdi ey Mahmud Ez-Zehhar. Siyasal İslam, rejimleri büyük krizlerden kurtarmak için alternatif bir siyasi projedir. Askerler ve eski rejimler uzaklaştırıldı, popüler ve demokratik devrimlerin kökleşmelerini engellemek için İslamcılar getirildi. Bu yüzden küresel olarak iktidara ulaşma süreçleri kolaylaştırıldı. Dolasıyla Arap bilge insanları, İslamcılık meselesi ve toplumların kalkınmalarına dair fikir ve görüşlerini iyice düşünmeliler. Diğer yanda devrimci hareketler de kafa karışıklğından kurtulmalı ve konformizimden vazgeçmeli. Devrimler çok fazla bilgi, ahlak, vatanseverlik, moderniteye ve dini siyasileştirmeyi kabul etmemeye ihtiyaç duymaktadır. Bunun anlamı devrimlerin önceden hazır bir reçetesi vardır anlamına gelmiyor. İslamcılara gelince, ulusal siyasi hayatın bir parçası olmak istiyorlarsa şeriatın siyasallaşmasından vazgeçmeliler. Bunun önemi ve gerekliliğini fark edip anlıyorlar mı?

شاركها على ...